Seyyid Kutub’un eserlerine yönelik yasaklama kararlarına tepki gösteren MAZLUMDER, yargı uygulamalarını eleştirerek hukuka dönülmesi çağrısında bulundu.

Türkiye’de adil yargılanma hakkı ihlalleri, siyasi dosyalar ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çekmeye devam ediyor. Son dönemde savcılıklar ve kolluk kuvvetleri tarafından yürütülen birtakım soruşturmalarda uygulanan yöntemler, hukuk güvencelerinin kişilere göre farklılık gösterdiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Daha önce hukuka dönüş çağrısıyla çeşitli açıklamalar, raporlamalar ve protestolar gerçekleştiren hak savunucuları, yaşanan hukuksuzlukların kalıcı bir tutuma dönüştüğüne dikkat çekiyor.
Geçtiğimiz haftalarda Kahramanmaraş’ta yürütülen soruşturmaların ardından Ankara ve Mersin’deki dosyalara dair kamuoyuna yansıyan bilgiler yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Savcılık talepleri doğrultusunda Antalya 1. Sulh Ceza Hakimliği ve Adana 6. Sulh Ceza Hakimliği tarafından alınan kararlarla, Mısırlı düşünür Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler”, “Cihad & Şehadet” ve “Davetin Temel Özelliği” isimli eserlerinin suç unsuru sayılarak hakkı itiraz ve toplatma kararları çıkarıldığı anlaşıldı. Soruşturmalar kapsamında şüphelilere bu kitapları nereden, ne zaman ve hangi amaçla temin ettiklerine dair sorular yöneltildiği öğrenildi.
Tepkilerin ardından Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı bir açıklama yaparak “Yoldaki İşaretler” eserine ilişkin kararın 16 Ekim 2026 tarihinde kaldırıldığını bildirdi. Ancak yapılan açıklamaya rağmen, kitapların soruşturmalarda suç delili gibi değerlendirilmiş olması ve şüphelilerin bu sebeple töhmet altında bırakılması tepkilerin odağında yer almaya devam ediyor. Benzer uygulamaların farklı şehirlerde ve farklı düşünürlerin eserleri üzerinde de sürdürüldüğü belirtiliyor.
Yaklaşık 70 yıldır Türkiye’de çok sayıda yayınevi tarafından basılan, akademik çalışmalarda kaynak gösterilen ve geniş kitlelerce okunan eserlerin suç unsuru sayılması düşünce freedom’ına açık bir ihlal olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin geçmişteki darbe dönemlerinde sıkça karşılaştığı kitap toplatma uygulamalarının yeniden gündeme gelmesi ve temel kavramların kriminalize edilmesi sert bir dille eleştiriliyor. Dini yayınların operasyonlarda “örgüt materyali” gibi sergilenmesinin baskıcı zihniyetin bir devamı olduğu vurgulanıyor.
Gelişmeler üzerine açıklama yapan MAZLUMDER, yargının düşünceyi denetleyen bir mekanizmaya dönüşmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek şu hayati çağrılarda bulundu:





















Yorum Yap